Eğirdir ilçesine sınır komşusu olan Isparta merkez ilçe, Atabey, Senirkent, Gelendost ve Ş.Karaağaç ilçeleri içinde 35 höyük üzerinde Geç Neolitik (MÖ. 8000-5500), Erken Kalkolitik (MÖ. 5500-4500) ve Tunç Çağ (MÖ. 3000-1200) dönemlerine ait malzemelerin bu­lunması Eğirdir ilçesinin de bu tarihi dönemleri geçirdiği anlaşılmaktadır. Halk arasında varlığı bilinen höyükler ve kalıntılar olmasına rağmen, buraların arkeolojik araştırmalarla bilimsel anlamda incelenmemiş olması dolayısıyla, Eğirdir ilçesinin tarih öncesi ve tarihi çağlan tam olarak bilinmemektedir. Hitit dönemin­deki (MÖ. 1800-1200) metinlerde bugün­kü Eğirdir ilçesi topraklarının da içinde bulunduğu bölgenin adı Pitaşşa olarak geçer. Frig (MÖ. 750-690), Lidya (MÖ. 690-547) ve Pers (MÖ. 547-334) dö­nemlerinde bölge sadece siyasal olarak el değiştirmiş, hiçbir zaman tam olarak ele geçirilememiştir. MÖ. 334-323 tarihleri arasında Büyük İskender'in kontrolüne giren bölge, MÖ. 323 yılında Büyük İskender'in ölümünden sonra haleflerin­den Seleukos ve Lysimakhos arasında yapılan Kurupedion Savaşı (MÖ. 281) sonucunda Seleukosların eline geçmiştir. MÖ. 188 yılında Roma ordusuna yenilerek, Apameia (Dinar) Barışını imzalayan Seleukoslar Toroslara kadar olan kısımdan çekilmişler ve bölge Romalılar tarafından Bergamalılara bırakılmıştır. Helenistik dönemde Viarus (Eğirdir Sivrisi) eteklerinde Prostanna, Barla kasabası yakınında Parlais, Sarıidris Kasabası yakınında Malos kentleri kurulmuştur.

Eğirdir Sivrisi eteğinde kurulan Prostanna antik kenti hakkında fazla bir bilgi yoktur. Prostanna ve Parlais kentlerinin yeri L. Robert'in Bedre köyü yakınında bulduğu sınır yazıtıyla kesinleşmiştir. 1957 yılında kent üzerindeki kalıntıları inceleyen M.H. Ballance, buranın Helenistik dönemden önce kurulmuş ve şehirden çok karakol olabileceğini belirt­miştir. Kent sikkeleri MÖ. I. yüzyıldan itibaren görülmektedir. İmparatorluk döneminde de İmparator Antoninus Pius'dan (MS. 138-161) Claudius II'ye kadar sikke basmıştır. Şehrin akropolisi Eğirdir Sivrisinin güneyindeki alçak bir tepe üzerindedir. Hem bu tepe hem de sivri üzerinde sur vardır. Her iki tepenin arasındaki boyunda podiumlu tapınak kalıntısı olabilecek yapı temelleri yer alır. Bu kısım surla kaplı değildir. Küçük tepedeki sur içinde yapı temelleri mevcuttur.

Barla kasabasında bulunan Parlais antik kentinin yeri L. Robert'in Bedre köyü yakınında bulduğu sınır yazıtıyla tespit edilmiştir. MÖ. I. yüzyıldan beri sikke basan kentin ne zaman şehir hüviyetine kavuştuğu bilinmemektedir. MÖ. 25 yılında İmparator Augustus tarafından Galatia Eyaletine dahil edilen şehrin ismi "Colonia Julia Augusta Parlais" olarak değiştirilmiş ve kent bir Roma kolonisine dönüştürülmüştür. Şehir Roma imparatorluk döneminde imparator Marcus Aureljus'dan (MS. 161-180) İmparator Caracalla (MS. 198-217) dönemine kadar sikke basmıştır. Yüzeyde fazla bir kalıntı yoktur.

Sarıidris kasabası, Göynücek Gediği Mevkiinde bir tepe üzerinde yer alan Malos Kenti hakkında fazla bir bilgi yoktur. Küçük bir dağ kenti olan yerde şehrin resmi yapıları tespit edilememiştir. Kent akropolü Helenistik ve Roma dönemi surlarla çevrilidir. Sur kulelerinden bir tanesi hâlâ sağlam ve ayaktadır. Tepenin doğu yamacında kayaya oyulmuş basamaklı bir toplantı alanı mevcuttur. Şehirdeki tapınaklardan birisi kentin 1 km. kuzeybatısında Kaşerenler Tepesi yakınındadır. Tapınağın doğu duvarı ve kapısı halen ayaktadır. Tapınağın arkasında bir mağara vardır.

MÖ. 188-133 yılları arasında Berga­ma Krallığının elinde bulunan bölge, MÖ. 130'da Romalılar tarafından ele geçirilerek, MÖ. 102-49 yılları arasında Kilikia Eyaleti içine alınmış, daha sonra Asia Eyaletine bağlanmıştır. MÖ. 39 yılında Galat Kralı Amyntas'ın kontrolüne giren bölge MÖ. 25 yılına kadar bu durumda kalmış, daha sonra Galatia Eyaleti içine alınmıştır. Roma imparatorluğunun MS. 395 yılında parçalanmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) sınırları içinde kalmıştır. Prostanna, Limnai (Hoyran) ile birlikte Hristiyanlığın önemli merkezleriydi. 381 yılından sonra her iki piskoposluk birleştirilmiştir. Eğirdir ve çevresinin 395'te Bizans egemenliğine girmesinden sonra, şehrin ortaçağda "Akroterion" şeklinde isimlendirildiği görülmektedir. Akroterion, Hellen dilinde herhangi bir nesnenin en uçtaki, ya da en üstteki bölümünü anlatır. Kentin böyle adlandırılması, Eğirdir Sivrisinin tüm yörede göze çarpan doruğundan kaynaklanıyordu. Bizans ege­menliğinin son dönemlerinde, şehrin adı "Akrotiri" olarak geçmektedir. Eğirdir, Bizans'ın Anatolikan Theması sınırına dahildir.

Eğirdir ve çevresi 1204 yılında çevredeki şehirlerle birlikte Anadolu Selçuklu Devletinin eline geçti. Selçuklu sultanları göl kenarındaki bu güzel beldeyi zaman zaman sayfiye yeri olarak kullanmışlardır. Selçuklular döneminde şehrin imarına önem verilerek surlar onarılmıştır. Ortaçağda, Mısır'la ticaret ilişkisini sağlayan Antalya limanından Anadolu içlerine giden yol üzerinde önemli bir konaklama ve ticaret merkezi haline gelen Eğirdir şehir merkezinin 3 km güneyinde, göl kıyısında Anadolu Selçuklu kervansaraylarının en büyükleri arasında yer alan Eğirdir Hanı 1237 yılında Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmış, ancak kısa bir süre sonra geçirdiği büyük bir yangın sonucu kullanılamaz hale gelmiştir. Eğirdir, bu özelliğinin yanı sıra XII. yüzyılın son yarısıyla XIII. yüzyılda ilmi ve sosyal hareketlerin canlı olduğu ve bununla ilgili müesseselerin (medrese, tekke, Mevlevihane vs.) bulunduğu şehirler arasında yer almıştır.

Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasının ardından Feleküddin Dündar Bey tarafından 1301 yılında Hamitoğulları Beyliği kurulunca bu beyliğin Ulu­borlu'dan sonra 1310 yılında ikinci mer­kezi Eğirdir olmuştur. Beyliğin kurucusu bu şehirde imar hareketlerine girişmiş ve kendi adına izafetle buraya Felekabad adını vermişti. Şehir 1324-1327 yılları arasında İlhanlılar'ın Anadolu valisi Timurtaş tarafından işgal edilmiştir. Dündar Bey, bu dönemdeki İlhanlı hakimiyetini tanımıştır. Timurtaş'ın Mısır'a kaçışından faydalanan Dündar Bey'in oğlu Hızır Bey 1328 yılında tekrar Eğirdir'e hakim olmuştur. XIV. yüzyılın ikinci yarısında Eğirdir Karamanoğulları'nın saldırılarına uğramıştır. Bu saldırılar üzerine Hamitoğulları, öteki komşuları olan Germiyanoğulları ve Osmanoğulları'ndan yardım istemek zorunda kalmıştır. Osmanoğulları'nın bu yardımına karşılık Hamit Beyliği'nin bir kısım toprakları Osmanlılara verildiği halde Eğirdir 1390 yılına kadar beyliğin elinde kalmış ve bu tarihte Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı hakimiyeti altına alınmıştır.

Timur, 1402 yılında kazandığı zaferin ardından Anadolu'da giriştiği harekat sırasında bazı kaynaklara göre 2 Aralık 1402, bazılarına göre ise 11 Mart 1403'te Eğirdir'i ve Eğirdir halkının sığınmış olduğu Nis adasını zaptetmiş ve burayı Karamanoğlu II. Mehmet'e vermiştir. Mehmet Bey de Timur adına Kayseri, Konya, Larende'de olduğu gibi Eğirdir'de de sikke bastırmıştır. Fakat Karamanlılar daha sonra 1425 yılında Eğirdir'i Osmanlılara iade etmek zorunda kalmıştır. Eğirdir ve çevresi Osmanlı idaresi altında Selçuklu ve Hamitoğulları dönemindeki ihtişamını kaybetmiştir. XVI. yüzyılın başlarında Isparta'nın nüfusu Eğirdir'i geçmiştir. Bununla birlikte önemli bir pazar yeri olma özelliğini sürdürüyordu. Nitekim XVI. yüzyılda Hamit Sancağı içindeki on altı pazar yerinden biri de Eğirdir idi. Eğirdir, Hamit Sancağında XV. ve XVI. yüzyıllarda müstahkem, surlarla çevrili ve kalesi olan tek şehir özelliğini de taşımaktaydı. Seyyahların ifadelerine göre, Eğirdir'in XVI. yüzyıldan bu yana pek fazla gelişmemiş olduğu anlaşılmaktadır. 1305 (1887-88) tarihli Konya Vilayeti Salnamesine göre bu sıralarda Eğirdir'de dördü minareli olmak üzere otuz iki cami, on yedi mescit, iki medrese bir kütüphane, dört hamam, 150 kadar dükkan, üç han ve iki kilise vardı.

Eğirdir'in Osmanlı döneminde XX. yüzyılın başlarına kadar ulaşım bakımından pek parlak olmayan vaziyeti, İzmir-Aydın demiryolu hattının 1912 yılında buraya kadar uzatılmasıyla iyi bir duruma gelmiştir. Bu sayede halı sanayi ve halı ticaretinde belirgin ilerleme kaydedildi. Örneğin, 1910-1913 yıllarında Eğirdir'de 500 halı tezgahı bulunuyor, bu tezgahlarda 1500 işçi çalışıyor ve 15000 metrekare halı dokunuyordu.

Yunanlıların İzmir'i işgali üzerine tüm yurtta milli direniş hareketinin başladığı dönemde Isparta ve havalisinin bağlı bulunduğu Konya vilayetinde, valilik makamında bulunan Cemal Bey Osmanlı Hükümetine sadakatini devam ettiriyor, bunun yanında Isparta ve Eğirdir'deki milli direniş hareketini engellemeye çalışıyordu. Cemal Bey'in muhalif hareketlerini ortadan kaldırmak ve bölgede milli direnişin önündeki engelleri yok etmek için Hafız İbrahim Demiralay, oluşturduğu birlikle Gelendost'tan gelerek, 19-20 Eylül 1919'da Eğirdir'de hükümet binasını ve diğer resmi daireleri basarak yönetime el koymuştur. Bu olayın ardından Hafız İbrahim, Eğirdir halkını hükümet meydanında toplayarak, gönderdeki bayrağı indirterek tekrar göndere çektirmiştir. Halka bunun sebebini de şu sözleriyle izah etmiştir: "-Ey ahali! Yere inen bayrak Osmanlı bayrağıdır. Tekrar çıkması Kuvâ-yi Milliye'yi temsil ettiğine işarettir. Canımızla malımızla her şeyimizle ortaya atıldık. Arzumuza ulaşmak içün hiç bir kuvvetin müdâhalesini tanımıyoruz ve korkmuyoruz. Derhal yıkacağız âmir ve memur herkes bilmelidir ki: Millî hareketten başka bir şey yoktur. Her şey onun emrine bağlıdır. Yoksa vazifesini terk etmesi hakkında daha hayırlıdır. Telaş, endişe etmeyiniz, iş ve gücünüzle meşgul olunuz. Yalnız millî hareketi her şeyinizle kabul ve takviye ediniz." Bu gelişmelerden sonra 20 Şubat 1920 tarihinde, Tığlızade Hakkı Efendi'nin başkanlığında, Müftü Hüseyin Hüsnü, Hacıosmanzade İbrahim, Hatıpzade Nuri, Telgraf Müdürü Selami, Hatıpzade Rifat, Hafızağazade Ömer Efendilerden oluşan Eğirdir Milli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti teşkilatı kurulmuş, bu teşkilatın mahalleler ve köylerde de şubeleri açılmış, heyetleri oluşturulmuştur. Bu cemiyet aracılığıyla Eğirdir ve köyleri, Milli Mücadeleye önemli ölçülerde insan ve malzeme yardımlarında bulunmuştur.